KANSER NEDİR (TANI VE TEDAVİSİ HAKKINDA GELİŞMELER)

Kanseri tanımadan önce, anlaşılabilir şekilde genetik yapının normal işleyişini bilmek gerekir.

Temel genetik yapı nasıl oluşur ve işler?

İnsan vücudunda, doku ve organları oluşturan, yaklaşık 100 trilyon sayıda farklı fonksiyon ve yapıya sahip hücre vardır. Her hücrenin çekirdeğinde bulunan genler, o hücrenin ne zaman büyümesi gerektiği, görevleri ve yok olmaları konusunda hücreyi yönetirler. Bu genlerin temel yapıtaşı DNA molekülüdür. DNA, yani Deoksiribonükleik asit, pürin ve pirimidin bazları adı verilen moleküllerin sarmal yapısında örgü gibi çiftleşmesi ile oluşur. Bu haliyle, bir kod olarak hücre çekirdeğinde saklanır ve gerektiğinde her üç bazdan bir amino asit olacak şekilde çoğalır. Amino asitler, proteinlerin temel yapıtaşıdır ve birbiriyle genetik kodun şifresine göre birleşerek farklı işlevsel proteinler oluşur. Bir gün içinde 100 bilyon hücre böylece yeniden yapılmaktadır.

Yani kısa bir özetle, bir tek hücrenin yaşamı bir canlının yaşamı ile aynı mantıkla yürür. Hücreler gençken, normal yaşamlarında, sürekli yeni proteinler yaparak fonksiyonlarını gerçekleştirirler. Artık yaşlanıp işlevini yapamaz hale gelince de ölürler ve yerlerine yeni hücreler, ‘mitoz’ denilen bir sistemle bölünerek çoğalmaya başlar.

Bu sistem, normal olarak çalışırken, hücrelerin fonksiyonuna göre yeni proteinler yeni hücre yapım ve yıkımlarıyla yaşam seyrine devam ederler. Ancak, herhangi bir nedenle bu genleri oluşturan DNA molekülünün bir hasarında DNA kodu aksayabilir ve bu gen, mutasyona uğrayarak yapısı değişebilir. Böylece, o genetik koddan sentezlenen protein de farklı bir protein olarak sentezlenir. Bu protein, normal genetik yapının kodunda yoktur ve artık yabancı ve işlevsiz bir protein olarak çoğalmaya başlar. DNA hasarına neden olan etkenler belirsizdir ve birçok kaynağı olabilir. Bakteri, virüs, radyasyon, kimyasallar, çevresel faktörler, aileden kalıtsal olarak transfer olan ama sessiz olan genlerin aktivasyonu, stres ve belirsiz daha birçok etken olabilir.

Kanserin oluşum mekanizması nedir?

Normal yaşam içinde, hücrelerin çekirdeğinde bulunan ve ebeveynlerden bölünerek oluşan yeni canlının genetik kodunu paketleyerek saklayan ‘kromatin’ denilen bir yapı vardır. İçinde trilyonlarca hücrenin yapımına ait DNA şifreleri, o hücrenin çoğalma zamanı geldiğinde yenisi yapılmak üzere uyarıyı alır ve yeni hücrelerin yapımı başlar. İşte bu yapım sırasında, DNA herhangi bir hasardan dolayı hatalı şifreyle çoğalabilir ki bu artık canlının gerçek hücre yapısı değil yabancı bir hücredir. Normal hücreler gelişirken, doğru hücreler birbirini tanır ve gerektiği kadar sentezden sonra yok olan hücrenin yerine yenisi gelerek işlem tamamlanır. Sağlıklı hücrelerin, birbirini tanıma ve daha fazla büyümeme özelliğine ‘kontakt inhibisyon’ adı verilir. Yanlış genetik şifreyle yapılan hücreler, diğer hücreleri tanımaz ve kontrolsüz olarak çoğalma başlar. Bu yeni doku oluşum ve büyüme durumuna neoplazma denir. Neoplazma, ayrı ayrı hücreler olarak vücudun farklı yerine gidebilir veya yanyana ve aynı yerde biriken hücreler şeklinde yerleşebilir. Eğer aynı yerde çoğalırsa, bir kist yapısı oluşur ve buna tümör adı verilir. Eğer bu tümör çok yavaş gelişiyor, çevreye zarar vermiyor veya çoğaldıktan sonra büyümesi durarak kontrollu olarak yerinde kalıyorsa buna Benign (iyi huylu tümör) adını veriyoruz. Bazen benign bir neoplazma kendi içinde başka bir mutasyona girip başka tür bir hücre oluşturabilir ve hızla büyüyerek invaziv (işgalci) olarak çevresine yayılmaya başlayabilir. Hasarlı DNA, daha da çok hasarlı olarak patolojik hale gelmiş olabilir. Mutasyonların kontrolsüz olarak artmasıyla kopup diğer dokulara da yayılır ve buna metastaz adı verilir. Bunlar kanser hücreleridir ve Malign (kötü huylu tümör) adını alır. Bu hücreler artık bozuk DNA yapısının birçok bölgesinde mutasyon oluşturduğundan, yok edilmesi ve/veya düzeltilmesi zorlaşarak hızla yayılmaya devam ederler.

Bu kontrolsüz büyüme tümör denilen yapıyı oluşturur.

Vücut kendi DNA hasarını veya hatalı hücre oluşumunu önleyebilir mi?

Bunu inceleyen bilim dalı Onkogenetik adını alır.

Canlılarda, DNA’ daki hasarı düzelten ve yanlış şifreyle oluşan yapıyı tamir eden genler de vardır Bazı durumlarda, bu yabancı genetik şifreli hücre o dokuya ait olmadığını anlar ve kendisini yok eder. Buna apoptozis (hücre intiharı) denir. Ancak, hücre bunu yapamazsa, olduğu gibi çoğalmaya başlayabilir. Genlerdeki hatalı şifrelerin hatalı mutasyonlar oluşturmasını engellemek için canlının var olan kendi genetik tamir sistemleri yani onkojenler, iki başlıkta incelenir;

Bunlar, Tumör Baskılayıcı Genler ve Pro Onkogjenler adını alır.

Hücrelerin içinde bölünmeyi denetleyen bazı genetik kodlar vardır (p53 ve p21 genleri). Bunlar, normalde, hasarlı bir DNA’ yı tamir etmek, ondan oluşan hücrelerin bölünmesini durdurmak ve hatalı hücrenin kendisini yok etmesinden (apoptozis) sorumludur. Bunların genel ismi Tümör Baskılayıcı Genlerdir. Anne ve babadan eşit miktarda çocuğa geçer. Eğer biri bozulduysa ve diğeri çalışıyorsa düzeltme işlemi yine gerçekleşir, ancak bu genlerin her ikisi de mutasyona uğradıysa görevini yapamaz ve hatalı hücre çoğalmaya devam eder. Yani Tümör baskılayıcı genler inaktive olmuştur.

İkinci koruma mekanizması, yine koruyucu bir genetik şifre olan Protoonkojenlerdir. Bunlar, hücrenin bölünmesi ve büyümesi için işlev yapan faktörlerdir. Büyümenin düzenli olmasını sağlarken, bu konuda doğru hücresel sinyalleri uyarır. Bu durum, genin de mutasyonu düzenleme işlevini bozacağından, doğru işlev yapan Protoonkogenler, zararlı Onkogenlere dönüşür ve kontrolsüz hücre büyümesi tetiklenmiş olur.

Özetle; tümör baskılayıcı genlerin inaktivasyou ve protoonkogenlerin aktivasyonu, kanser oluşumu ve çoğalmasında, canlının kendisini koruyamamasında en önemli etkenlerdir.

Kanser evreleri nelerdir ve nasıl ifade edilir?

Kanserin evreleri tanımlanırken, amaç, kanserin ne kadar hızlı geliştiği ve uygulanacak en iyi tedaviye karar verilmesi konusunda ışık tutar. Uluslararası tanımlamada iki farklı sistem vardır. TNM sistemi Tümör, Node (Nodül), Metastaz tanımıdır. T, tümörün boyutlarını, N, lenf bezlerinde kanser olup olmadığını, M ise vücudun diğer bölümlerine yaygınlığını ifade eder. 1 den 4 e kadar, kanserin durumuna göre sıralama yapılabilir. Diğer bir tanımlamada ise, Romen rakamları (I-IV) kullanılır. Daha sıklıkla kullanılan bu sistemdir. Buna göre:

  • Evre I (Stage I); Kanserin küçük olduğunu ve bulunduğu organ içinde lokalize olduğunu gösterir.
  • Evre II (Stage II); Tümör I. Evreden daha büyüktür ancak çevre dokulara henüz yayılmamıştır veya kanserin olduğu hücreye yakın lenf bezinde de bulunmaktadır.
  • Evre III (Stage III); Kanser genellikle büyüktür, çevre dokular ile yakın lenf bezlerine yayılmıştır.
  • Evre IV (Stage IV); kanser başladığı yerden, karaciğer, akciğer gibi başka organlara yayılmıştır. Buna aynı zamanda sekonder metastatik kanser de denilir.

Diğer bir tanım şekli, hücrelerin ne şekilde diferansiye (farklı) olduğudur. Hücreler, normal dokudakilere benziyorsa, buna iyi diferansiye hücre denir ve tümörün yavaş büyüyüp yayılma ihtimalini işaret eder. Az diferansiye veya diferansiye olmamış (farklılaşmamış) hücreler çok anormaldir. Dağınıktırlar ve çevre dokulara yayılma olasılıkları daha yüksek ve hızlıdır.

Kanser oluştuktan sonra nasıl gelişir?

Her organın hücrelerini dış etkenlerden koruduğu ve kendi içinde tuttuğu dış zarları vardır. Kanserli hücreler, bu normal hücreler arasında büyüdükçe, diğer hücreler gibi kandan aldıkları oksijen ve besin maddelerine ihtiyaç duyduklarından, kendilerinden uzakta kalan kan damarlarını kendilerine doğru çekmek için anjiogenetik faktör denilen madde salgılarlar. Böylece, istedikleri yaşam kaynağını almış olurlar.

Bunun diğer bir kötü yanı, genel kan dolaşımını kendi yapılarına doğru çektikleri için, hücreleri kan dolaşımına dahil olur ve yayılması daha kolay olur. Hatta, bazı kanser tedavilerinde, dokunun kendi kan damarlarına gelen kanı engellediği ilaçlar kullanılır. Buna angiojenik ilaçlar denir.

Bunun dışında, tümör, bulunduğu dokuda büyüdükçe sağlam hücrelere baskı yapmaya başlar ve bu arada bu dokuya gelen normal kan damarlarını baskıyla bloke edebilir. Bu durumda, normal hücrelerin kan ile ilişkisi kesilir ve ölürler. Yakın tarihlerde, kanser hücrelerinin diğer hücrelere göre daha hızlı hareket etmesini sağlayıcı maddeler sentezlediği bildirilmiş ancak bu araştırmalar kesinlik kazanmamıştır. Kanıtlandığı takdirde bu madde sentezini durdurucu ajanlarla tümörün gelişiminin durdurulma çalışmaları hız kazanacaktır.

Kanser türlerini nasıl ayırabiliriz?

Kanser üç başlığa göre sınıflandırılır;

  • Ortaya çıktığı organa göre
  • Etkilediği organa göre
  • Lokalize veya malign (kötü huylu) oluşuna göre

1-Ortaya çıktığı organa göre

-Karsinoma (Epitel hücrelerdeki kanser türü). Örneğin Bazal hücre karsinomu ve göğüs kanseri gibi.

-Sarkoma. Bağ dokularının solid (katı) yapılı tümörleri. Örneğin Osteosarkoma.

-Lökemiler (beyaz kan hücreleri kanseri), Myeloma (plazma hücreleri kanseri) ve Lenfomalar (lenfatik sistem kanseri). Örneğin Multiple Myeloma.

2-Etkilediği organa göre. Akciğer kanseri, Meme Kanseri, Karaciğer kanseri, Beyin kanseri, Tiroid kanseri gibi.

3-Yayılma ve yayılmama durumuna göre. Tümör iyi huyluysa (benign), yavaş büyür ve bulunduğu organa göre (Adenoma,Lipoma) isimlendirilir. Yani, bulunduğu organ ve -oma ekiyle anılır.

Tümör malign ise, bu ek, bulunduğu organın adına, – karsinom eki eklenerek ifade edilir (Adenokarsinom)

Kanser oluşumunu etkileyen faktörler nelerdir?

Yaş

Sigara

Obesite

Genetik yatkınlık

UV ışınları

Çevre kirliliği

Stres

Alkol

Viral ve bakteriyel enfeksiyonlar

Suni üretilen gıdalar

Bu maddelerin kanser oluşumuna neden olan ajanlarına yani içeriklerine, karsinojen adı verilir.

Kanseri düşündürebilecek semptomlar nelerdir?

Her ne kadar bu semptomlar çok çeşitli başka nedenlere de bağlı olsa da, Amerika’da bulunan Cleveland Clinic bilgilerine göre, dikkat edilmesi gereken semptomlar; bağırsak ve mesane sistemindeki düzensizlikler, iyileşmeyen yaralar, beklenmeyen kanamalar, herhangi bir organda ele gelen şişkinlikler ve yumrular, yutkunmada ve sindirimde zorluklar, ben yada siğillerde belirgin görsel değişimler, hırıltılı nefes, öksürük veya ses kısıklığı, aşırı yorgunluk, iştahsızlık, sebepsiz kilo kaybı olabilir.

Kanser erken teşhis edilebilir mi?

Hiçbir semptom yokken, kanserin oluşma ihtimali için yapılabilecek testlerin tamamına Kanser Tarama Testleri adı verilir. Semptomlar görülmeye başlamadan yakalanan olgularda tedavi daha kolaydır.

Tarama testleri, fiziksel muayene ve sağlık öyküsü, kişinin yaşam şeklinin sorgulanması ve görülen diğer tedavilerin kaydedilmesi ile başlar. İkinci aşamada, laboratuvar testleri gelir. Organların, dokuların, kan ve idrarın, vücut sıvılarının içerik ve fonksiyonlarını içeren testler önerilir. Diğer bir tarama şekli ise görüntüleme yöntemleridir. Akciğer kanseri için tomografi, meme kanseri için ultrasonografi ve mammografi, kolon ve sindirim sistemi kanserleri için sigmoidoskopi, kolonoskopi, endoskopi yapılabilir. Smear, biopsi gibi patolojik incelemeler, genetik testler, taramayı yöneten doktorun tavsiyesine göre seçilebilir.

Doğal olarak bu testlerden bazıları zahmetlidir ve tam kesin sonuç vermeyebilir. Yalancı pozitif ve yalancı negatif sonuçlar elde edilebilir. Ne yazık ki, günümüzde solid tümörlerin görüntülenebilmesi dışında bu tür taramalar, kanser gözle ve testlerle saptanamayacak boyutta iken sonuç vermeyebilir ve sonuçlarda negatif görünse bile herhangi bir nedenle altta yatan kanser olgusu, kanserin sinsi doğası nedeniyle saptanamayabilir. Yine de, erken dönemde teşhis edilebilme olasılığı gözden kaçırılmayıp, özellikle sık görülen ve erken tanıda çözülen meme kanseri, gastrointestinal sistem kanserleri, serviks ve rahim kanserleri, akciğer kanseri (özellikle yoğun sigara kullananlarda), yüz güldürücü sonuçlar vermektedir.

Kanser tedavileri nasıl ve neye göre uygulanmaktadır?

Amerikan Kanser Derneği (ACS) nin verdiği bilgilere göre; hala araştırılmakla birlikte, günümüzde ameliyat veya spesifik bir tümöre direk uygulanacak radyoterapi, kemoterapi, immunterapi, hedefe yönelik tedaviler uygulanmaktadır. Bu tür terapiler, tüm vücudu etkilediği için sistemik tedaviler olarak adlandırılırlar.

Ameliyat, ya bir dokunun veya organın çıkarılması ve bazen semptom olmasa bile, patolojik olarak incelenmesidir. Tanı konmuş kanser türlerinde, en önemli soru, ameliyatın aciliyetidir. Bu yapılsa bile kemoterapi ve radyoterapiye gereksinim olabilir.

Kemoterapinin, radyoterapi ve bir dokunun cerrahi olarak çıkarılmasından farklı olarak, tümorün bulunduğu yer dışında, eğer metastaz yaptıysa yayıldığı lokalizasyonlarda da onu bulabilmesidir. İşlemin niteliği nedeniyle, kullanılan kimyasalın vücudun farklı bölgelerine yayılması tedavi açısından önemli ve farklıdır. Radyasyon terapisi, belli bir bölgeye yöneliktir. Bu durumda, yayılma konusunda etkin değildir. Ayrıca, eğer kanser çok yaygınsa ve tedavi boyutlarını aşmışsa, kemoterapi, hastanın konforu için de kullanılabilmektedir. Kemoterapinin amaçları, kanserli hücreyi parçalayarak yok etmek, ameliyat sonrası kalma ihtimali olan kanserli hücreleri yok etmek, diğer tedavi sistemlerini desteklemek olabilmektedir.

Kemoterapi için kullanılan ilaçlar, doktor tarafından kimyasal olarak diğer ilaçlarla etkileşimleri, yan etkileri dikkate alınarak, bir ya da birkaç ilaç olarak kullanılabilir. Kemoterapi ilaçları, etkilediği hücrenin kendisini kopyalamasını ve bölünmesini önleyen, DNA yapısını hasara uğratan özellikleri, kan-beyin bariyerini geçebilme, hücre içi metabolizmayı, enzimleri inaktive ederek bozma, kusma ve alerjik reaksiyonları engelleyecek kortikosteroid etkileri dikkate alınarak doktor tarafından seçilir ve uygulanır.

Diğer bir tedavi şekli hedefe yönelik tedavidir. Burada, tedavi, kanserli hücrelerin özelliklerine göre planlanır. Kanserli hücreler, diğer tüm canlı hücreler gibi, dış ortamla ilişkileri, metabolik ihtiyaçları, fonksiyonları ve yaşamsal tüm evrimleri için, bazı özel protein ve reseptörlerle donatılmıştır. Kanserli hücrelerdeki bu protein ve diğer komponentler incelenerek, normal hücrelere zarar vermeden sadece kanser hücrelerindeki bu komponentler üzerinde etki edecek ilaçlar kullanılmaktadır. Bunlar, aynı zamanda, tedavi edilmiş bir kanser türünün yeniden oluşmamasında da etkindir. Ancak, günümüzde maalesef kanser türlerinin, gelişimi, mutasyon hızları ve nedenleri farklı olduğundan, sadece bazı kanser türlerinde uygulanmaktadır. Diğer bir tanımı ‘Akıllı ilaçlar’ dır. Şu an kemoterapiden üstünlüğü, sağlam hücreleri etkilememesi, kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemesidir. Ancak, kanser tür ve hücresine spesifik olduğu için ve kolon kanseri, meme kanseri türü kanserlerin kişiye göre değişken gen yapısı olduğu için uygulama türlere göre zorlaşmaktadır. Araştırıcılar, daha çok ilaç üretmek için halen yoğun çalışma içindedirler. Şimdilik, bu tedavilere halen kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi yöntemler eşlik etmektedir.

Diğer bir tedavi türü hormon tedavisidir. Meme, prostat, uterin kanser türlerinde kullanılmaktadır. Çünkü bu organlar, seksüel siklusun(döngünün), sürekli hormonlarla uyarılmasıyla, daha hızlı çoğalan hücreler üretmektedir. Bu uyarıcı hormonların etkisi durdurularak, hücre çoğalması üzerindeki etkiyi ortadan kaldırıp, kanserin hızını kesilebilmektedir.

Günümüzde uygulanan diğer bir yöntem ise immunterapidir. İmmun sistemin kanser hücresini, aynı yabancı bir bakteri veya virüs gibi tanıyıp ona saldırması esasına dayanır. Vücut, normalde, bu tür mekanizma için antikor denilen ve yabancı organizmaya (antijen) spesifik (özgül) olarak tanıyan ve saldıran ajanlar oluşturmaktadır. Bu şekilde, onları parçalayarak yok ederler. Araştırıcılar, bu mekanizmadan yola çıkarak kanserli hücreyi laboratuvar koşullarında tanıyan antikorlar oluştururlar. Bunlara monoklonal antikorlar adı verilir. Kanser hücresini kesin yok edecek doğru hücre komponenti saptanırsa, bu yöntem direkt olarak o kanserli hücreye spesifik olduğundan tedavi ümit vermektedir. Aslında, bu da akıllı ilaç yöntemi gibi, hedef bir tedavi olarak önem kazanmıştır. Hatta bu antikorlar, bazı ilaçlara bağlı olarak verilerek daha da etkin hale getirilebilmektedir. Bazı durumlarda ise, radyoaktif bir maddeye bağlanarak, hedef hücrede radyasyonun etkisinden de destek alınmaktadır. Bu tedavi yönteminden, diğer bir tanımla, aşı olarak da kanser aşısı olarak da söz edilmektedir. Dahası, herhangi bir inaktif bakteriye bu antikorlar bağlanarak ve kanserli hücrenin içine bu antikorları enjekte edilerek uygulanan immunterapi de çalışmalar içerisindedir. Bakteriye karşı vücudun normal immün hücreleri de uyarılacağından, bakteriye karşı oluşan doğal antikorlar, kanserli hücreyi yok etmeye yönelik de işlev görmektedirler.

İmmün tedaviler daha bir çok metotla araştırılmaktadır ve kanser tedavisinde büyük bir önem kazanmıştır.

Kanser aşısı var mıdır?

Bazı kanser türleri için aşıların yararı vardır, çünkü bazı kanser türleri virüs kaynaklıdır. Servikal, anal, gırtlak, vajen, vulva ve penil kanserleri HPV (Human Papilloma Virüs) enfeksiyonu ile de oluşabilirler. Aşı, bu enfeksiyonların kanser oluşturma etkisinden, virüsü önceden yok ederek korumaktadır.

Benzer bir durum, karaciğer kanseri oluşumunda yüksek risk grubuna giren Hepatit B virüsünün kronik enfeksiyonuna maruz kalmış kişiler için de geçerli olduğundan, Hepatit B aşısının karaciğer kanserinden korumada önemi büyüktür.

Kanser olgularının artmasının nedeni Covid aşısı mı?

Kanserin oluşum mekanizması dikkate alındığında, birçok değişik faktör ve hücre mutasyonları söz konusu olduğundan, aşı veya virüsün kendisinin kanser görülme sıklığını artırdığı konusunda bir tesbit yapılması çok güçtür. Bunun için, çok uzun vadeli prospektif ve retrospektif (ileriye ve geçmişe yönelik), istatistikler ve genetik kökenli vaka tesbitleri yapılmalıdır. Bu,şimdilik mümkün olmadığından, bu tür iddialar yersizdir. Böyle kanıtlar yayınlanmamış ve bildirilmemiştir.